MUĞLA REHBERİ


 
AnasayfaPortalSSSAramaKayıt OlÜye ListesiKullanıcı GruplarıGiriş yap

Paylaş | 
 

 MUĞLA TÜRKÜLERİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
MeRt
Admin


Mesaj Sayısı : 81
Kayıt tarihi : 02/03/08

MesajKonu: MUĞLA TÜRKÜLERİ   Ptsi Mayıs 05, 2008 7:59 pm

Bodrum Hakimi

Bodrumlular Erken Biçer Ekini
Feleğe Kurban Mi Gittin Bodrum Hakimi
Nasıl Astın Mefaret Hanım ipe De Kendini
Altın Makas Gümüş Bıçak ile Doğradılar Tenini

Şu Bodrumun Dağlarında Ceylanlar Dolaşır
Kara Haber Mefaret Hanım Pek De Tez Ulaşır
Hakim Hanımın Memleketi Kütahya Tavşan
Hakim Hanım Sen Eyledin Bizleri Perişan



Türkü Hikayesi


İntihar eden Mefaret Hanım'ın öyküsü yarım asırdır filmlere konu oldu,
türküsü Bodrum ve Milas yöresinin dilinden düşmedi ama kimse "gerçeği"
bilemedi. Bodrum Hakimi, şimdi, Tolga Çandar'ın çıkardığı "Türküleri
Egenin 2" albümüne adını verdi. İşte size birden fazla gerçeği olan
yaşanmış bir öykü.

Bodrumlular erken biçer ekini
Feleğe kurban mı gittin
Bodrum Hakimi

Türkiye'nin ilk kadın hakimlerindendi Bodrum Hakimi. Tek görev yeri
Bodrum değildi elbet, ama Bodrumlular onu öyle sevmişlerdi ki... Bu
dürüst, gözüpek, "erkek gibi" hakim hanıma saygıyla karışık bir sevgi
duyuyorlardı. Aslen nereli olduğu önemli değildi, "Bodrum Hakimi" idi
o.

"Mefaret Tüzün (Bodrum Hakimi) Tavşanlı 1906 - Bodrum 1954
Türkiye'nin ilk kadın hakimlerinden olan Tüzün, 24 Eylül 1951 yılında
Bodrum'da göreve başladı. Keşiflere at sırtında gidip gelen hakime
hanım, cesurluğu ve girişimciliğiyle kısa zamanda yöre halkının
sevgisini kazanmıştı. 1954'te kaybettiği nişanlısının ardından Tüzün'ün
de beklenmedik ölümü, Bodrum'da büyük üzüntü yarattı. Bodrumlular,
Hakim'e olan sevgilerini adına bir türkü yakarak yaşatmaya
çalışmışlardır".

Bodrum'da iz bırakanlar takviminde böyle tanıtılıyor Bodrum Hakimi
Mefaret Tüzün. Hakkında bundan fazlasını öğrenmek de pek mümkün değil
zaten. Denediğiniz zaman resmi makamlardan da Bodrum'un yaşlılarından
da aynı tepkiyi alıyorsunuz: "Niye soruyorsunuz? Geçmiş zaman, ne
olmuşsa olmuş bitmiş işte, öğrenip de ne yapacaksınız?" Bodrumlular söz
birliği etmişçesine 43 yıldır saklıyor Mefaret Hanım'ın ölüme götüren
sırrı.

Mefaret Hanım'ın arkasından halkın yaktığı türküyü yıllar sonra
seslendirip yeni albümüne alan Tolga Çandar, uzun süre bu sırrın izini
sürmüş. Ama zar zor açtığı her kapının arkasında birbirinden farklı
öyküler çıkmış karşısına.

Bunlardan bir tanesine göre, Hakim Hanım Bodrum'da bir gence idam
cezası vermiş. Bunun üzerine çocuğun ağabeyi onu kaçırıp Turgutreis'in
karşısındaki Çatal adalarında tecavüz etmiş. Bundan çok etkilenen
Mefaret Hanım da dönüşte kendisini öldürmüş.

Anlatılan diğer öyküler ise ayrıntıları farklı olsa da Mefaret Hanım'ın
ölümünün arkasında bir aşk olduğu yolunda. Bunlardan biri, "Bodrum
Hakimi" filmine de konu olan öykü. Türkan Şoray'ın bütün azametiyle
canlandırdığı muhteşem hakim hanımın hiçbir zor karşısında eğilmeyen
başı sonunda bir aşka yenik düşüyordu. Ya sevdiği adama ölüm cezası
verecekti, ya da... İkinci yolu seçti Bodrum Hakimi.

Şu Bodrum'un dağlarında ceylanlar dolaşır
Kara haber Mefaret Hanıma pek tez ulaşır

Bodrum'da sıkı sıkı mühürlenmiş ağızlardan yarım yamalak dökülenler
ise, hakim hanımın sevgilisinin filmdeki gibi bir suçlu değil,
Bodrum'un savcısı olduğu yönünde. Ama bu aşkın Mefaret Hanım'ı neden
intihara sürüklediği konusunda rivayet muhtelif. Karşılıksız değildi
aşkı besbelli. Ama herhalde evlenemeyeceklerdi. Ama neden? Savcı evli
miydi, ya da önce evlilik vaadettiği Mefaret Hanım'ı sonra terk mi
etti... Büyük olasılıkla Bodrumlular pek sevdikleri "hakim hanım"larına
böyle gayrimeşru bir ilişkiyi yakıştırmak istemediklerinden susuyorlar
bu konuda, takvimlerinde bile "nişanlısı" sıfatını kullanmayı tercih
ediyorlar.

Mefaret Hanım'ın son gecesine ilişkin anlatılanlar ise daha da hazin.
Milaslı Türk sanat müziği bestekarı Zeki Duygulu'nun konseri var o
gece. Bodrumlular ciple Milas'ın yolunu tutuyor. Mefaret Hanım da
aralarında. Ve o gece konserde bir şarkıyı tam üç kez çaldırıyor:

Uslu dur kadınım çıldırtma beni
Ben artık bildiğin o ten değilim
Bir başka yağmurla ıslak mendilim
Yeter artık ağlatma beni
Uslu dur kadınım çıldırtma beni
Dökülmüş yaprağım, sararmış güzüm
Çiğli kirpiklerle yaşlıdır gözüm
Bu gurbet ellerde ben bir öksüzüm
Yeter artık ağlatma beni
Uslu dur kadınım çıldırtma beni

Bu konser Bodrumlular'ın Mefaret Tüzün'ü son görüşü oluyor. Tolga
Çandar o gece kendini asan hakim hanımın ölümünün Bodrum'da ne büyük
bir üzüntü yarattığını annesinden dinlemiş. O zamanlar henüz çocuk olan
annesi tarlada çalışırken gelen ve mola veren otobüsü ve üstündeki
cenazeyi hiç unutmamış. Yıllarca ne bu öykü düşmüş dilinden ne de
Bodrum Hakimi'nin türküsü.

Hakim Hanım'ın memleketi Kütahya Tavşan
Hakim Hanım sen eyledin bizleri perişan

Bu Kütahya konusu da ayrı bir muamma. Takvimde de türküde de Mefaret
Hanım'ın Tavşanlılı olduğu söylense de bunun aslı yok gibi. Tavşanlı
kaymakamıyla konuşan Tolga Çandar Hakim Hanım'ın bir süre Tavşanlı'da
görev yaptığını, tıpkı Bodrum'daki gibi yöre halkı tarafından çok
sevildiğini, giderken de gözyaşları içinde konvoylarla uğurlandığını
öğrenmiş. Mefaret Tüzün'ün gerçekte Tekirdağlı olduğu sanılıyor.

Çandar, kendisini çocukluğundan beri derinden etkileyen bu kadının
peşini bırakmamaya kararlı. Elinde Bodrum kaymakamlığından zar zor
edindiği sararmış bir fotoğraf var. Hakim'in sevgilisi olduğu söylenen
savcıyı aramış, bulamamış, akrabalarına sormuş, öğrenememiş, şimdi
Adalet Bakanlığı'nda araştırmalarına devam ediyor. Bu arada da hiç
olmazsa bir türküyle bu talihsiz kadına bir selam gönderiyor.

Türkü, Bodrumlular'ın yaktığı bir ağıt ama Milaslı radyo sanatçısı
Nazmi Yükselen onu TRT repertuvarına girecek şekilde düzenlemiş ve
60'lı yıllarda plağa okumuş. İşin ilginç yanı, Tolga Çandar Yunan adası
Kos'ta da dinlemiş bu türküyü. Hemen sormuş "bu ne?" diye, "karşıda
yaşanmış bir öykü" demişler. Şimdi Tolga Çandar'ın sesiyle yeniden
hayat buluyor "Bodrum Hakimi"nin öyküsü. Çok sade, tek bir bağlamayla,
kırk yıl uzaktan yürekleri dağlamaya devam ediyor:

Nasıl astın Mefaret Hanım ipe de kendini
Altın makas gümüş bıçak ile doğradılar tenini....

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://muglakerem.turkproforum.com
MeRt
Admin


Mesaj Sayısı : 81
Kayıt tarihi : 02/03/08

MesajKonu: Geri: MUĞLA TÜRKÜLERİ   Ptsi Mayıs 05, 2008 8:01 pm

Çökertme

Çökertme'den Çıktım Da Halil'im
Aman Başım Selâmet,
Bitez De Yalısına Varmadan Halil'im
Aman Koptu Kıyamet.

Arkadaşım İbram Çavuş
Allah'ıma Emanet,

(Bağlantı)
Burası Da Aspat Değil Halil'im
Aman Bitez Yalısı,
Ciğerime Ateş Sardı,
Telli Kurşun Yarası.

Güverte De Gezer İken
Aman Kunduram Kaydı,
İpekli Mendilimi Halil'im
Aman Mor Rüzgâr Aldı.

Çakır Da Gözlü Gülsüm'ümü
Aman Kolcular Aldı,

Bağlantı

Gidelim Gidelim Halil'im
Çökertme'ye Varalım,
Kolcular Gelirse Halil'im
Nerelere Kaçalım.

Teslim Olmayalım Halil'im
Aman Kurşun Sıkalım,

Bağlantı









Türkü Hikayesi


Memleketin keşmekeş içinde olduğu, işgal ordularının yurdu parsellediği
yıllardı.Ege ‘de Yunan var.Eli silah tutan tüm gençlerin bellerinde
pistov, ellerinde Rus filintası, sırtlarında yatakları, dağları,
taşları, ovaları mesken tuttukları yıllar...Küçük Menderes ‘ten,
Köyceğiz'e, Denizli ‘den Bodrum'a her karış toprakta onların alın teri.


Bir yandan işgalcilerle boğuşuyorlar, bir yandan da devletin seçip
gönderdiği yöneticilerle.Bir yandan düşmanı kovalarken diğer yandan da
işbirlikçilerle boğuşuyorlar.İşte o yıllarda Halil adlı yiğit bir
delikanlı vardı.Mertti.İyi silah kullanır, üç kuruşluk mevkiye boyun
eğmezdi.Çam yarması gibi, kaşı gözü ,eli yüzü düzgün, cesurdu.Yiğitliği
de dillerdeydi.Bir de “Bodrum kaymakamı” vardı.Halk düşmanı , astığı
astık, kestiği kestik.İstanbul ‘un da gözde adamı.Adına da “Çerkez
Kaymakam “ derlerdi.Halk arasında “Kalleş Kaymakam” Bir eli yağda bir
eli balda.Sandal sefaları, gece alemleri...Etrafında etek öpenler,
fedailik yapanlar...Milletin kıtlıktan kırıldığı günlerde yağlı ballı
yemeklerle donatılmış sofralar...

Bir de güzelliği tüm yörenin dilinde Çakır Gülsüm vardı.Bitez yalısında
otururdu.Sahilde şipşirin bir köy.Köyün yakınlığından adına “Bitez
yalısı” demişler.Herkes güzel Gülsüm ‘ü yiğit Halil ‘e
yakıştırıyordu.Gülsüm adı Halil ‘le beraber anılırdı.Bunca dillenen
güzellik Bodrum Kaymakamının kulağına da ulaşmıştı.Etrafındaki dalkavuk
çömezler kaymakamın kulağını doldurmuşlar.”Gülsüm güzel kız.Saraylara
layık.Halil gibi baş kaldırmış bir eşkıyanın eline düşerse yazık
olur.Sen evet de on Gülsüm getirelim sana.Zaten Halil dağda, çetelerle
dolaşıyor.” diyerek şişirmişler.Amaçları kaymakama yaranmak, hem de
çıkarlarına taş koyan Halil ‘e zarar vermek...

Çerkez Kaymakamın ‘ın çok hoşuna gitmiş bu düşünce .Hem güzel Gülsüm'e
sahip olacak, hem de büyüklerinin kulağına gitmiş bir efenin
nişanlısını kaçırıp daha da yaranacak onlara.Kaymakam Bitez yalısına
göndermiş kolcularını.Bir feryat, bir figan sarıp sarmalıyıp götürdüler
Gülsüm ‘ü.Gülsüm ‘ün apar topar içine atıldığı sandal kıyıdan
uzaklaşmak üzereyken çökertme tarafından hızlı hızlı gelen sandal
göründü.Sandalın kürekleri kanat gibi açılıp kapanıyordu.Bir yanda
kaymakam kolcularının sandalı bir diğer yanda da Bitez yalısına girdi
girecek olan Halil'in sandalı.Yanında en güvendiği arkadaşı İbrahim
Çavuş.İbrahim Çavuş asılmış küreklere, Halil ise ayakta gözünü
siperlemiş eliyle kolcuları gözlüyor.Millet sahile dökülmüş yürekleri
ağzında seyrediyor onları.

Halil'in sandalı uçuyor gibi.İki sandal burun buruna geldi vuruşma
başladı.Patlayan silah sesleri.Ve ardından Gülsüm'ün figanı.İbrahim
Çavuş'un figanı. İbrahim Çavuş kapanmış sandala
haykırıyordu.”Gitti.Yiğit Halil gitti.Vurdular Halil'i.Kalleş
Kaymakamın adamları vurdu Halil‘i.

Kolcuların sandalı Bodrum'a hızla Gülsüm ‘ü götürürken, Halil'in
sandalı da ağır ağır sahile yaklaşıyordu.Sonra sandaldan çıkardılar
Halil'i.Oluk oluk kan akıtordu. İbrahim Çavuş'un kollarında verdi son
nefesini.Sonra kalabalığı bir uğultu sardı.Bir hıçkırık, bir gözyaşı
seli.Bunların arasından da yanık içli bir ses
yükseldi.Ağlayan,ağlatan...





Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://muglakerem.turkproforum.com
MeRt
Admin


Mesaj Sayısı : 81
Kayıt tarihi : 02/03/08

MesajKonu: Geri: MUĞLA TÜRKÜLERİ   Ptsi Mayıs 05, 2008 8:01 pm

Çökertme

Çökertme'den Çıktım Da Halil'im
Aman Başım Selâmet,
Bitez De Yalısına Varmadan Halil'im
Aman Koptu Kıyamet.

Arkadaşım İbram Çavuş
Allah'ıma Emanet,

(Bağlantı)
Burası Da Aspat Değil Halil'im
Aman Bitez Yalısı,
Ciğerime Ateş Sardı,
Telli Kurşun Yarası.

Güverte De Gezer İken
Aman Kunduram Kaydı,
İpekli Mendilimi Halil'im
Aman Mor Rüzgâr Aldı.

Çakır Da Gözlü Gülsüm'ümü
Aman Kolcular Aldı,

Bağlantı

Gidelim Gidelim Halil'im
Çökertme'ye Varalım,
Kolcular Gelirse Halil'im
Nerelere Kaçalım.

Teslim Olmayalım Halil'im
Aman Kurşun Sıkalım,

Bağlantı
Türkü Hikayesi


Memleketin keşmekeş içinde olduğu, işgal ordularının yurdu parsellediği
yıllardı.Ege ‘de Yunan var.Eli silah tutan tüm gençlerin bellerinde
pistov, ellerinde Rus filintası, sırtlarında yatakları, dağları,
taşları, ovaları mesken tuttukları yıllar...Küçük Menderes ‘ten,
Köyceğiz'e, Denizli ‘den Bodrum'a her karış toprakta onların alın teri.


Bir yandan işgalcilerle boğuşuyorlar, bir yandan da devletin seçip
gönderdiği yöneticilerle.Bir yandan düşmanı kovalarken diğer yandan da
işbirlikçilerle boğuşuyorlar.İşte o yıllarda Halil adlı yiğit bir
delikanlı vardı.Mertti.İyi silah kullanır, üç kuruşluk mevkiye boyun
eğmezdi.Çam yarması gibi, kaşı gözü ,eli yüzü düzgün, cesurdu.Yiğitliği
de dillerdeydi.Bir de “Bodrum kaymakamı” vardı.Halk düşmanı , astığı
astık, kestiği kestik.İstanbul ‘un da gözde adamı.Adına da “Çerkez
Kaymakam “ derlerdi.Halk arasında “Kalleş Kaymakam” Bir eli yağda bir
eli balda.Sandal sefaları, gece alemleri...Etrafında etek öpenler,
fedailik yapanlar...Milletin kıtlıktan kırıldığı günlerde yağlı ballı
yemeklerle donatılmış sofralar...

Bir de güzelliği tüm yörenin dilinde Çakır Gülsüm vardı.Bitez yalısında
otururdu.Sahilde şipşirin bir köy.Köyün yakınlığından adına “Bitez
yalısı” demişler.Herkes güzel Gülsüm ‘ü yiğit Halil ‘e
yakıştırıyordu.Gülsüm adı Halil ‘le beraber anılırdı.Bunca dillenen
güzellik Bodrum Kaymakamının kulağına da ulaşmıştı.Etrafındaki dalkavuk
çömezler kaymakamın kulağını doldurmuşlar.”Gülsüm güzel kız.Saraylara
layık.Halil gibi baş kaldırmış bir eşkıyanın eline düşerse yazık
olur.Sen evet de on Gülsüm getirelim sana.Zaten Halil dağda, çetelerle
dolaşıyor.” diyerek şişirmişler.Amaçları kaymakama yaranmak, hem de
çıkarlarına taş koyan Halil ‘e zarar vermek...

Çerkez Kaymakamın ‘ın çok hoşuna gitmiş bu düşünce .Hem güzel Gülsüm'e
sahip olacak, hem de büyüklerinin kulağına gitmiş bir efenin
nişanlısını kaçırıp daha da yaranacak onlara.Kaymakam Bitez yalısına
göndermiş kolcularını.Bir feryat, bir figan sarıp sarmalıyıp götürdüler
Gülsüm ‘ü.Gülsüm ‘ün apar topar içine atıldığı sandal kıyıdan
uzaklaşmak üzereyken çökertme tarafından hızlı hızlı gelen sandal
göründü.Sandalın kürekleri kanat gibi açılıp kapanıyordu.Bir yanda
kaymakam kolcularının sandalı bir diğer yanda da Bitez yalısına girdi
girecek olan Halil'in sandalı.Yanında en güvendiği arkadaşı İbrahim
Çavuş.İbrahim Çavuş asılmış küreklere, Halil ise ayakta gözünü
siperlemiş eliyle kolcuları gözlüyor.Millet sahile dökülmüş yürekleri
ağzında seyrediyor onları.

Halil'in sandalı uçuyor gibi.İki sandal burun buruna geldi vuruşma
başladı.Patlayan silah sesleri.Ve ardından Gülsüm'ün figanı.İbrahim
Çavuş'un figanı. İbrahim Çavuş kapanmış sandala
haykırıyordu.”Gitti.Yiğit Halil gitti.Vurdular Halil'i.Kalleş
Kaymakamın adamları vurdu Halil‘i.

Kolcuların sandalı Bodrum'a hızla Gülsüm ‘ü götürürken, Halil'in
sandalı da ağır ağır sahile yaklaşıyordu.Sonra sandaldan çıkardılar
Halil'i.Oluk oluk kan akıtordu. İbrahim Çavuş'un kollarında verdi son
nefesini.Sonra kalabalığı bir uğultu sardı.Bir hıçkırık, bir gözyaşı
seli.Bunların arasından da yanık içli bir ses
yükseldi.Ağlayan,ağlatan...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://muglakerem.turkproforum.com
MeRt
Admin


Mesaj Sayısı : 81
Kayıt tarihi : 02/03/08

MesajKonu: Geri: MUĞLA TÜRKÜLERİ   Ptsi Mayıs 05, 2008 8:02 pm

Çökertme

Çökertme'den Çıktım Da Halil'im
Aman Başım Selâmet,
Bitez De Yalısına Varmadan Halil'im
Aman Koptu Kıyamet.

Arkadaşım İbram Çavuş
Allah'ıma Emanet,

(Bağlantı)
Burası Da Aspat Değil Halil'im
Aman Bitez Yalısı,
Ciğerime Ateş Sardı,
Telli Kurşun Yarası.

Güverte De Gezer İken
Aman Kunduram Kaydı,
İpekli Mendilimi Halil'im
Aman Mor Rüzgâr Aldı.

Çakır Da Gözlü Gülsüm'ümü
Aman Kolcular Aldı,

Bağlantı

Gidelim Gidelim Halil'im
Çökertme'ye Varalım,
Kolcular Gelirse Halil'im
Nerelere Kaçalım.

Teslim Olmayalım Halil'im
Aman Kurşun Sıkalım,

Bağlantı









Türkü Hikayesi


Memleketin keşmekeş içinde olduğu, işgal ordularının yurdu parsellediği
yıllardı.Ege ‘de Yunan var.Eli silah tutan tüm gençlerin bellerinde
pistov, ellerinde Rus filintası, sırtlarında yatakları, dağları,
taşları, ovaları mesken tuttukları yıllar...Küçük Menderes ‘ten,
Köyceğiz'e, Denizli ‘den Bodrum'a her karış toprakta onların alın teri.


Bir yandan işgalcilerle boğuşuyorlar, bir yandan da devletin seçip
gönderdiği yöneticilerle.Bir yandan düşmanı kovalarken diğer yandan da
işbirlikçilerle boğuşuyorlar.İşte o yıllarda Halil adlı yiğit bir
delikanlı vardı.Mertti.İyi silah kullanır, üç kuruşluk mevkiye boyun
eğmezdi.Çam yarması gibi, kaşı gözü ,eli yüzü düzgün, cesurdu.Yiğitliği
de dillerdeydi.Bir de “Bodrum kaymakamı” vardı.Halk düşmanı , astığı
astık, kestiği kestik.İstanbul ‘un da gözde adamı.Adına da “Çerkez
Kaymakam “ derlerdi.Halk arasında “Kalleş Kaymakam” Bir eli yağda bir
eli balda.Sandal sefaları, gece alemleri...Etrafında etek öpenler,
fedailik yapanlar...Milletin kıtlıktan kırıldığı günlerde yağlı ballı
yemeklerle donatılmış sofralar...

Bir de güzelliği tüm yörenin dilinde Çakır Gülsüm vardı.Bitez yalısında
otururdu.Sahilde şipşirin bir köy.Köyün yakınlığından adına “Bitez
yalısı” demişler.Herkes güzel Gülsüm ‘ü yiğit Halil ‘e
yakıştırıyordu.Gülsüm adı Halil ‘le beraber anılırdı.Bunca dillenen
güzellik Bodrum Kaymakamının kulağına da ulaşmıştı.Etrafındaki dalkavuk
çömezler kaymakamın kulağını doldurmuşlar.”Gülsüm güzel kız.Saraylara
layık.Halil gibi baş kaldırmış bir eşkıyanın eline düşerse yazık
olur.Sen evet de on Gülsüm getirelim sana.Zaten Halil dağda, çetelerle
dolaşıyor.” diyerek şişirmişler.Amaçları kaymakama yaranmak, hem de
çıkarlarına taş koyan Halil ‘e zarar vermek...

Çerkez Kaymakamın ‘ın çok hoşuna gitmiş bu düşünce .Hem güzel Gülsüm'e
sahip olacak, hem de büyüklerinin kulağına gitmiş bir efenin
nişanlısını kaçırıp daha da yaranacak onlara.Kaymakam Bitez yalısına
göndermiş kolcularını.Bir feryat, bir figan sarıp sarmalıyıp götürdüler
Gülsüm ‘ü.Gülsüm ‘ün apar topar içine atıldığı sandal kıyıdan
uzaklaşmak üzereyken çökertme tarafından hızlı hızlı gelen sandal
göründü.Sandalın kürekleri kanat gibi açılıp kapanıyordu.Bir yanda
kaymakam kolcularının sandalı bir diğer yanda da Bitez yalısına girdi
girecek olan Halil'in sandalı.Yanında en güvendiği arkadaşı İbrahim
Çavuş.İbrahim Çavuş asılmış küreklere, Halil ise ayakta gözünü
siperlemiş eliyle kolcuları gözlüyor.Millet sahile dökülmüş yürekleri
ağzında seyrediyor onları.

Halil'in sandalı uçuyor gibi.İki sandal burun buruna geldi vuruşma
başladı.Patlayan silah sesleri.Ve ardından Gülsüm'ün figanı.İbrahim
Çavuş'un figanı. İbrahim Çavuş kapanmış sandala
haykırıyordu.”Gitti.Yiğit Halil gitti.Vurdular Halil'i.Kalleş
Kaymakamın adamları vurdu Halil‘i.

Kolcuların sandalı Bodrum'a hızla Gülsüm ‘ü götürürken, Halil'in
sandalı da ağır ağır sahile yaklaşıyordu.Sonra sandaldan çıkardılar
Halil'i.Oluk oluk kan akıtordu. İbrahim Çavuş'un kollarında verdi son
nefesini.Sonra kalabalığı bir uğultu sardı.Bir hıçkırık, bir gözyaşı
seli.Bunların arasından da yanık içli bir ses
yükseldi.Ağlayan,ağlatan...





Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://muglakerem.turkproforum.com
MeRt
Admin


Mesaj Sayısı : 81
Kayıt tarihi : 02/03/08

MesajKonu: Geri: MUĞLA TÜRKÜLERİ   Ptsi Mayıs 05, 2008 8:02 pm

Ormancı Türküsü

Çıktım Belen kahvesine baktım ovaya
Bay Mustafa çağırdı, dam oynamaya,
Ormancı da gelir gelmez, yıkar masayı,
Söz dinlemez Ormancı, çekmiş kafayı

Aman Ormancı, canım Ormancı
Köyümüze bıraktın yoktan bir acı

Gevenes' in ortasında, değirmen döner,
Değirmenin suları, dağından iner,
Ormancı'ya atılan kurşun, Tevfik' e döner,
Tevfik' in feryatları, yürekler deler,

Aman Ormancı, canım Ormancı
Köyümüze bıraktın yoktan bir acı

Gevenes' in suları hoştur içmeye,
Üstünde köprüsü var, gelip geçmeye,
Tevfik' imi vurdular, hiç mi hiç yere,
Yazık ettin Ormancı, köyün iki gencine

Aman Ormancı, canım Ormancı
Köyümüze bıraktın yoktan bir acı







Türkü Hikayesi

Muğla'nın
Yatağan ilçesine bağlı Gevenes köyünde Mustafa Şahbudak adın da, 1922
yılında bir efe doğar. Babası ağadır, dolayısıyla Mustafa da bir ağa
çocuğudur. Mustafa hiddetli bir kişiliğe sahiptir. Köy Muhtarı Tevfik
Cezayirli en yakın canciğer arkadaşıdır. Herke bu ikilinin
arkadaşlığına gıpta ile bakar Neredeyse her akşam köy kahvesinde bu iki
arkadaş dama maçı düzenlerler iddialı ve dostça yapılan bu
karşılaşmalar, kahvedekiler tarafından ilgi ile izlenir. Çünkü bu
olayların mükafatını, izleyiciler almaktadır. 1946 yılı, Temmuz ayının
sıcak bir gününde bu arkadaşlığa kan damlar, öfke seli karışır. Uğursu
hadise cezaevinde sonuçlanarak, elli beş yıldır söylenegelen bir drama
dönüşür.

Sıcak bir temmuz günü Mustafa Şahbudak, her zamanki gibi yine köy
kahvesi ne gider. O sırada kahveye Muhtar Tevfik Cezayirli'yi görmeğe,
Yatağan ilçe Milli Eğitim Müfettişi ile tahsildar gelmiştir. Muhtar
olmadığı için misafirleri her zaman olduğu gibi, Mustafa Şahbudak
ağırlama görevini üstlenir. İki misafiri alıp yemeğe götürür.
Döndüklerinde Muhtar'ı kendilerini bekler görürler. O gün iki
misafirden izin isteyip, yine dama tahtasının başına otururlar. Oyunun
yarısında orman memuru, Mehmet İn, çıkagelir. Mehmet, sarhoştur. Bir
gün önce, komşu olan Çiftlik köyünde yangın olmuştur. 1946 seçimlerinin
evrakları Yatağan'a gönderilecektir. Seçim evrakını Yatağan'a, köy
bekçisinin götürmesi zorunludur. Ormancı ise, yangın evrakının bir an
önce ilçeye götürülmesi için, bekçiyi Muhtar'dan ister. Muhtar:
-Olmaz, daha acil olan seçim sonuçlarının ulaştırılması gerekiyor.
Bekçiyi gönderemem der. Bunun üzerine Ormancı ile Muhtar arasında, bir
tartışma başlar. Muhtar en sonunda:
-Ayıp ediyorsun Mehmet, bize müsaade et, der.
Ormancı kahveye girip tekrar geri döner, gelir. Dama masasını bir
yumrukta darmadağın eder. Mustafa Şahbudak, bu davranışa tahammül
edemez ve Ormancı'ya bir tokat atar. Olayın büyüyeceğini anlayan
köylüler, adamı alıp sakinleşmesi için kahvenin arka tarafına
götürürler. Ormancı oradan bağırarak küfürler savurmaktadır. Küfürler
Mustafa Şahbudak'ın tahammül sınırını daha da zorlar. Yerinden kalkar,
Ormancı'nın üzerine yürür. Ormancı Mehmet'in, kamasını çıkarıp Mustafa
Şahbudak'ın sol kolunun pazısından yaralar. O zaman, Mustafa Şahbudak
Ormancıyı korkutmak için, belindeki tabancayı çıkarır, yere doğru ateş
eder. İşte ne olursa, o an olur!

Muhtar, Ormancı'nın ikinci kez kama vurmaması için elini tutar. Fakat,
Mustafa Bey tetiği çoktan çekmiştir... Ormancı bunun üzerine kaçmaya
başlar. Mustafa Şahbudak kaçmasın diye, bir el daha ateş eder. Bu ateş
de öldürmek için değil, kaçmasına engel olmak içindir. ikinci atış
üzerine Mehmet in, yere düşer.

Arka cebinde tabaka olduğu için, ona hiç bir şey olmaz. Bu arada ne
yazık ki, Mustafa Şahbudak, kaza kurşunu ile dostu Tevfik'i vurur. O
günlerin imkansızlıkları içerisinde Tevfik'i, tahta bir sal üzerinde
Muğla devlet hastahanesine götürürler. Tevfik, çok kan kaybetmektedir.
Mustafa, Doktor Veli Bey'e:

Babamın selamı var, bu adamı iyileştir. der.
Veli Bey:
-O ölecek, önce senin kolunu saralım. der. O sırada Tevfik eliyle işaret edip Mustafa'yı yanına çağırarak:
-Ben ölüyorum hakkını helal et. der.
Mustafa:
-Hayır, sen ölmeyeceksin! derken ağlamaya başlar. Aslında orada herkes
efelerin ağlamadığını bilir. Ancak Mustafa, arkadaşının bu durumuna
dayanamamıştır.
Gerçekten de biraz sonra Tevfik, hayata gözlerini kapar. Mustafa, en
yakın arkadaşını öldürdüğü için polise teslim olur, Bu olay üzerine
dört yıl ceza yer. Ceza. evindeyken her gece Tevfik rüyasına girer.
Ancak Ormancı'ya kini gittikçe artar. Bu acı olaydan sonra köyde
kalamayacağını anlayan Ormancı, tayin ister.
Kavaklıdere Orman Müdürlüğüne atanır. Aslen Marmarislidir.
Emekliliğinden sonra oraya yerleşir. Doksanlı yılların başında, kendi
memleketi olan Marmaris'te ölür.
Mustafa Şahbudak cezaevinden çıktıktan sonra, anılarla dolu o köyde yaşayamayacağını anlayıp, Muğla merkeze yerleşir.

Çok sevdiği, günlerini birlikte geçirdiği arkadaşını Muhtar Tevfik Cezayirli'yi tek
kurşunla öldürdüğünde arkada yirmi beş yaşında bir eş ve üç çocuk
bırakır. Muhtar'ın eşi Pembe, bu acıya dayanamayınca birkaç yıl sonra
aklı dengesini yitirir. Oğlanın biri İzmir'e yerleşir. Diğer oğlanla
kız, köyde evlenirler ve hayatlarını orada sürdürmeye devam etmekteler.


Yıllardır her şeyi unutmaya çalışan Mustafa'ya bir gün arkadaşları,
Tahir Usta adında bir değirmenciden bahsederler. Bu değirmenci,
annesinin akrabasıdır. Değirmenci Tahir Usta aynı zamanda türkü de
bestelemektedir. İşte Gevenes köyünde yaşanan bu acı olay da bu kişi
tarafından bestelenmiştir. Düğünlerde okunan, herkesin diline düşen
türkü ''Ormancıdır.'' Bir gün, radyodan duyduğu bu türkü ile unutmak
istediği olayları, tekrar yaşar gibi olur. Radyoyu kapatır, bu türküden
çok incinmiştir.






Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://muglakerem.turkproforum.com
Sponsored content




MesajKonu: Geri: MUĞLA TÜRKÜLERİ   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
MUĞLA TÜRKÜLERİ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» ÖZELLEŞTİRME MAĞDURU ,KULLANILAN TEKEL İŞÇİLERİ DÜNDEN BUĞÜNE TEKEL

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
MUĞLA REHBERİ :: Muğla :: Muğla-
Buraya geçin: